Yüzey Şekillerinin Oluşum Özellikleri

Yazar: - Kategori:
Yayın Tarihi: - 20:24

 

 

 

Türkiye Yüzey Şekillerinin Oluşumu 

 

 

Türkiye coğrafyasında yeryüzü şekillerinin oluşum şekilleri ve safhaları nedir?

 

  1. a) Alp kıvrımları safhası:

Türkiye, Eski Dünyayı bir baştan öbür başa kesen Alp – Himalaya kıvrınları kuşağı üzerinde bulunur. Bu kıvrımlar Üçüncü Zamanın ortalarına doğru meydana gelmişlerdir. Bu kıvrımlardan önce yani Birinci ve ikinci zamanlarda memleketimizin bulunduğu sahada bir deniz uzanmakta ve bu, denizin dibinde karalardan kopup gelen türlü maddeler tortul tabakalar halinde çökelmekte idi[1]. Bu denizin kuzey kıyısı Avrupa’nın çekirdeği olan Fenno – Samatya adındaki eski bir kita, güney kıyısı ise Gondwana adı verilen gene çok eski bir kıtanın parçası olan Arabistan kütlesi tarafından sınırlandırılıyordu. Bundan başka denizin ortasında yer yer, Saruhan – Menteşe ve İç Anadolu eski kütleleri gibi küçüklü büyüklü adalar bulunuyordu. İşte Üçüncü Zaman ortalarına doğru bu denizin kuzey ve güneyinde bulunan iki eski ve sert kita kütlesi birbirine yaklaşmaya başladı. Bu yüzden meydana gelen kuvvetli yan basınçlar, memleketimizin yerinde uzanan denizlerin dibindeki tabakaları sıkıştırarak yükselmesine sebep oldu. Böylece memeleketimizde iki dağ sistemi meydana geldi. Bunlardan kuzeydekilere Karadeniz dağları, güneydekilere ise yine takımı ile Toroslar adı verilir. Bu iki dağ sistemini, Türkiye’nin ortasında yer alan Saruhan – Menteşe ve İç Anadolu eski kütleleri ayırır. Karadeniz dağları güney Kafkas ve kuzey İran dağlarına bağlanırlar. Bu kola, Alplerin kuzey kanadı adı verilir. Buna karşılık güneydeki Toroslar, batıda Rodos ve Girit üzerinden Pindus ve Dinar dağları ile Alpler’e bağlandıkları gibi, doğuda da Zagros dağlar ile uzanırlar. Güneydeki eski kıtaya doğru itilmiş olan bu kola da Alplerin güney kanadı denir.

 

[1] Dibinde tortul tabakalar meydana gelen ve sonra iki yanından sıkıştırılarak yerini dağlık bir sahaya bırakan bu gibi denizlere «jeosenklinal, denir. Jeosenklinallerin en önemli özellikleri, oynak tabanlı birikme sahaları olmaları ve birikineyi dağ oluşumu olayının izlemesidir. Böylece jeosenklinaller dağların beşikleridir.

 

  1. b) Aşınım safhası:

Alp sistemine bağlı genç kıvrımlı dağların yükselişinden sonra, memleketimizde kuvvetli bir aşınım safhası başlamıştır. Bunun neticesinde genç dağlar geniş ölçüde alçalmışlardır. Gerçekte Üçüncü Zama sonlarına doğru memleketimiz, yer yer birçok göllerle kaplı, deniz seviyere çok yakın, yani alçak bir ülke haline gelmişti. İç kısımlar henüz yüksek dağlarla deniz etkilerine kapanmamış bulunuyordu.

 

  1. c) Toptan yükselmeler ve iklim değişikliği:

Üçüncü Zamanın sonları ile Dördüncü Zamanın başları arasında memleketimizin fiziki coğrafyasında  değişiklikler yapan iki önemli olay meydana gelmiştir;

Toptan yerkabogu hareketleri ve iklim değişikliği.

Bunlardan yerkabuğu hareketleri, yeniden şiddetlenen yan basınçların sonucudur. O sırada memleketimiz daha önce kıvrılmış ve katılaşmış olduğundan artık bu basınçla yeniden kıvrılmamış, ancak takımı ile yükselmiş, yer yer kubbeleşmiş, yahut çanaklaşarak bazı kısımları ile çökmüştür. Böylece kenar dağlar yükselerek iç kısımları deniz etkilerine karşı kapadığı gibi bir yandan da Karadeniz, Marmara ve Ege Denizi bugünkü manzaraları ile oluşmuş, Kıbris Adası Anadolu’dan ayrılmıştır. Yine aynı sırada litosferin bazı kısımları ile çökerek Ege ovaları, Doğu Anadolu’nun birçok çukurları gibi çöküntü alanları meydana gelmiştir.

 

‘’Bu yeni hareketler arasında yerkabuğunun birçok yerlerde kırılmış olması, yurdumuzun önemli bir deprem sahası olmasına yol açmıştır. Zaman zaman ağır zararlara

Sebep olan bu depremler, aynı zamanda yer kabuğunun henüz oturmadığını ve hareketlerin devam etmekte olduğunu da gösterir. Yakın bir jeoloji tarihinde sayısız kırıklarla parçalanmış olan ülkemizin hemen her tarafında depremler duyulur. Fakat bunlar çöküntü alanları boyunca daha şiddetlidir. Bu çöküntü alanları da dağ doğrultularına ek olarak ve ekseriyetle doğu-batı doğrultuşunda uzanırlar. memleketimizin en çok sarsılan ve depremlerden en fazla zarar gören bölgeleri Batı Anadolu, Kuzey Anadolu, Doğu Anadolu çöküntü havzalarıdır. Batı Anadolu’da Büyük ve Küçük Menderes bölgeleri ile İzmir körfezi kıyıları, Gediz ve Bakırçay ovaları, daha kuzeyde Edremit Körfezi  kıyıları, Karacabey, Bursa, Inegöl ve Yenişehir ovaları önemli deprem sahalarıdır.

Kuzey Anadolu’da ise İzmit körfezinden başlayan ve Adapazari, Düzce, Bolu, Kastamonu çevresinden geçerek Kelkit ve Çoruh vậdileri ile devam eden bir alan; Doğu Anadolu’da da Erzincan’dan başlıyarak Erzurum üzerinden Pasinler ve Iğdır Ovalarına kadar

Uzanan çukur saha ile, güneyde Malatya’dan Van’a kadar uzanan diğer bir çöküntü alanı da  şiddetli depremlere uğrar. Toroslar, Karadeniz dağları gibi sabalarla, İç Anadolu yurdumuzun en az sarsılan bölgeleridir. Görülüyor ki, memleketimizde en şiddetli depremler başlıca tarım alanlarımızın bulunduğu yerlere rastlamaktadır. Bu yüzden kasaba  ve  köylerimiz buralardan uzaklaştırmak imkânsızdır. Tek çare, evleri mümkün olduğu kadar sağlam yapmaktır. ‘’

 

Bu safhanın bugünkü yüzey şekilleri bakımından önemli olan diğer bir olayı da volkanizmadır. Dördüncü Zamana ait volkanik maddeler Anadolu’da büyük yer kaplamaktadır. Yeni lavlar özellikle Doğu Anadolu’da çok geniş plâtolar, volkan konileri veya oldukça sürekli volkanik dağlar meydana getirmişlerdir. Türkiye’nin en yüksek iki noktası olan Ağrı ve Süphan da yeni birer volkan konisidir. İç Anadolu’nun en yüksek noktalarını meydana getiren Erciyes ve Hasan dağı da aynı devreye ait lâvlardan yapılmıştır.

 

Bu genç volkanlardan bazılarının püskürmelerine tarihi çağlarda da devam etmiş olmaları pek muhtemeldir. Nitekim bunlardan birkaçı (Nemrut, Tendūrük) bugün solfatar devresinde bulunmakta, yani için için etkinlik göstererek bazı gazlar çıkarmaktadır.

 

Dördüncü Zaman (öteki adı ile: Kuaterner) başlarında memleketimizin böylece toptan yükseldiği sıralar, bütün yeryüzünde kendini gösteren çok hemli bir iklim değişikliğinin yani Buzul Devri’nin başladığı bir zamana raslar. Bu sırada bütün dünyada olduğu gibi, memleketimizde de sıcaklık derecesi alçalmış, yağışlar artmış ve birçok dağlarımız üzerinde küçük, büyük buzullar meydana gelmiştir. Öte yandan iç kısımlarda, yağışların artması ve buharlaşmanın azalması sonucunda bugünkünden daha nemli bir iklim hüküm sürmeye başlamıştır. Bu yüzden göller kabarmış, alanları genişlemiştir. Örneğin , o sırada İç Anadolu’nun Konya bölümünde sığ, fakat geniş bir göl meydana gelmişti. Burdur, Van, Hazar (Gölcük) gibi birçok göllerimizin seviyeleri de 50 – 100 metre kadar yükselmişti. Yine  o sırada akarsular daha fazla taşıyor, daha fazla aşındırıyor ve daha fazla biriktiriyorlardı. Bu iklim şartlar zamanla değişerek nihayet bugünkü duruma geçilmiştir. Bunun neticesin de dağlarımızın pek çoğu üzerindeki buzullar kaybolduğu gibi, göller  alçalmış, bazıları buharlaşarak ortadan kalkmış, akarsuların zayıflaması neticesinde sularını denize göndermeyen kapalı havzalar genişlemiştir.

 

Öte yandan sıcaklığın yükselmesi neticesinde karalar üzerindeki birçok buzullar  eriyince deniz seviyesi kabarmış, kıyılarımız bugünkü şeklini almış. Bu arada Çanakkale ve İstanbul boğazlarının yerindeki eski akarsu vadilerini deniz basarak Boğazlar meydana gelmiş, böylece de Karadeniz, Marmara ve Ege denizlerine bağlanmıştır.

 

 

.

 

Etiketler:, , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir